KADINDAN ŞAİR OLMAZ

Okurumdan özür diliyorum bu fallosantrik önyargıyı kullanarak yazıya dikkatlerini çektiğim için. Başlık tırnak içinde çünkü bir erkek şair tarafından söylendi. Saçma da olsa üstünde düşünülesi çünkü fallosantrik insanlık ya da yazın tarihi ya da meta tarihi bu önyargıya “bıyık altından gülen” örneklerle doludur. Bu eril görsel imgeyi kullanmamın sebebi, bıyık ile bilgeliğin, bilmişliğin, bilginin gizli bir işbirliği içinde olduğunun altını çizmek ve kadın ve şiir ilişkisini belirleyen bu önyargının altını burada biraz eşelemektir.
Fikirlerinden hep medet umduğum Gülebru Turna, “Mevzu olduk gene” diyor.
“ ‘Kadın, kısa boylu bir erkektir,’ diyeceğim ne dersin?” diye sorduğumda ise, “O da eril bir önerme” diyor G’Ebruh. Ben, kısa boylu bir erkek olarak, girdiğim mekânlarda değer kaybına uğradığım için kadınlarla böyle bir kaderdaşlık kurayım istemiştim oysa. Eradam soyadlı benim yaptığım, bekâra karı boşamanın kolaylığı gibi naçizane ve nafile bir çaba mı yoksa? Laçin Ceylan’a soruyorum, “Kısa boylu erkekler kadından daha değerlidir, erkek olsun da, çamurdan olsun, tevazuya gerek yok Yusuf abicim” diyor, bıyık altından gülerek. (Dünyanın en güzel kadınları benim hayatımda, boşa kostaklanır mıyım ben hiç?)
Ortodoks Musevi erkeklerinin duasını bilirsiniz: “Beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun Allahım.” Bu duanın eki de olabilir ve insan kadın ya da erkek kısa boylu, şişman ve bu yüzden de “çirkin” addedilen bir kadın olmadığına da şükredilebilir. Vay böyle bir kadının (insanın kadın olabileceğini de vurguladım, dikkatinizden kaçmaya!) iktidar uğrunda dökeceği kanlara, canına okuyacağı erkeklere, hatta diğer kadınlara…kuşkusuz bu kinik yorum da erkeğin ötekileştirmeye dayanan tarihinde kurbanlaştırılmış bir kadının, ya da erkeğin iktidarı ele geçirdiğinde kurbanlaştırma sürecini kendi egosunu sulamak için kullanarak, bu tarihin süreğenliğine katkıda bulunuyor olmasıdır. Laçin Ceylan şunu da ekliyor: “Biz kadınlar, hayat içinde şairane diye nitelenebilecek birtakım edimleri uygulama fırsatı buluruz.”
Belki de bu yüzden şiir gibi erkek denmez de, şiir gibi kadın denir. Bu durumda da şiir dişildir önermesine sarılabiliriz. Kadından şair olmaz önyargısının gelişmesinin ve zemin bulmasının nedenlerinden biri de bu dişil edimle haşır neşir olmanın da erkeğin işi olduğu çıkarımıdır.
Şairliğin ne demek olduğuna ilişkin bütün söylenleri kuşkuyla karşılamak gerekir. Belli mesleklerde bedensel güç yüzünden/sayesinde erkeklerin çalışması daha uygun olabilmektedir; fakat şiir yazmak kas gücü istemediği halde kadından şair olmaz nasıl denebilir? Dilimizi şekillendiren, önyargılarımızı perçinleyen ve kadınlarla ilgili belleğimizi belirleyen imgeler ve simgelere ve fallosantrik (ben bu terimi “çük-merkezli” diye çevirmeyi yeğliyorum, ama Filiz Bingölçe’nin Kadın Argosu sözlüğünden yardımla “lüle-merkezli” ya da “macar-salamı odaklı” da diyebiliriz) söylemimize de dikkat çekmek gerektir (kadınları “bıyık altından güldürmek” ironisi de bu yüzden).
Savaş zamanlarında, evin erkekleri savaş meydanına gidince oyayı danteli bırakıp mutfaktan çıkan kadın, erkeğin savaştan önce yaptığı işleri üstlenmiştir hep, bu her savaş zamanında böyle olmuştur. Savaş bittiğinde ise, sağ kalan erkekler yuvaya döndüklerinde eski işlerini kadınlardan geri almışlardır ama hayretle de görmüşlerdir ki kadınlar erkek işi dediklerini pek âlâ yapabilmektedirler. Kadın-erkek eşitliği konusunda bilinç oluşturma sürecinde, ne yazık ki, savaşlar etkili olmuştur. Savaşın yararlarından söz etmemek gerekir ama ne yazık ki durum bu. Ama savaş semantikli bir yaşam dizgesini temcit pilavı gibi önümüze sunan eril iktidarın örüntüsünü de açıklar bu saptama. Savaşta ölen oğulların ardından da, ne adaletsiz bir paradokstur ki, ağlarsa gene anam ağlar, gerisi yalan ağlar. (Er Ryan’ı Kurtarmak filminde oğullarının savaşta öldüğü haberini alan annenin yere usulca çöküşü yüreğimizi bu yüzden sızlatır.) Çünkü erkek, bedeninden türemeyeni, bedeninden türeten kadar sevemez. Değer, yine emekle ölçülmektedir de ondan. Selvi Boylum, Al Yazmalım’ın sonunda Türkan Şoray’ın Kadir İnanır yerine kendi varoluşuna emek veren Ahmet Mekin’i yeğlemesi de bu yüzdendir.
Avusturyalı yazar Marie von Ebner-Eschenbach’ın (1830-1916) bir aforizması şöyle: “Dünyada kadın sorunsalı, bir kadın okumayı söktüğü zaman ortaya çıktı.” Modern dünyamızda okuma yazma bilmeyen kadın sayısı 700 milyondan aşağı değil. Dünya doğal kaynaklarının ve servetinin sadece yüzde biri kadınlara ait. Hal böyle olduğuna göre, kadın çok çalışmış olmalı. İş güçten başını kaldıramadığı için de iktidar, mal mülk edinme ve bunlar üzerine kurulu adalet kavramından da nasibini alamamış. Ev kadınlarının maaşa bağlanmaları gerektiğini savunan biri olarak, kadın tarihinin bilinen sömürü gerçeklerini yinelemeyeceğim. Sırtından sopa, karnından sıpa eksik edilmeyen kadın, şair olmaya vakit ve olanak bulabildi mi? Hâl⠓Kız çocuklarınızı okula gönderin” kampanyasından medet uman bir ülkeyiz, unutmayalım. Bir de, okumanın, sanatla ya da bilimle ilgilenebilmenin erkek egemenliğindeki toplumda kadına “bahşedilmesinin” bile bir sınıf meselesi ve feodal zihniyet zafiyeti olduğu gerçeği de var.

ah...
budur benim payıma düşen
budur benim payıma düşen
benim payıma düşen
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür
benim payıma düşen, ter edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette
benim payıma düşen, anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir

ve “ellerini
seviyorum” diyen
sesin hüznünde ölmektir
Furuğ Ferruhzad (“Yeniden Doğuş” Yaralarım Aşktandır, s.130.)

Kadından şairden olmaz tanısından önce şairden kadın olmaz önermesi gelir. İktidar ya da boy gösterme alanı şiire de kadının “kadın haliyle” el atmasından hiç hoşlanmayan erkek, şiir yazan (şiir okuyan değil) bir kadının kadınsılığının gittiğine inanıvermiştir. Belki de bu yüzden Sappho şiirlerini kız öğrencilerini de arkasına alarak müzikle süsleyerek sunmuştur. Şiirin kadın tarafından müzik eşliğinde sunumu “tahammül edilebilir” bir haldir. Ama ilkin yazının, sonra da yazılanın dolaşımını sağlayan matbaanın icadından sonra kadının eline kalem alıp herhangi bir metin yazıp herkese ulaştırmasının önüne geçilmiş olması erkeğin tahammülsüzlüğünü, ve de tahammül söz konusu her alanda olduğu gibi de, iktidarını yitirme korkusunu sergilemiştir. Şiir yazmanın “felsefe yapmaktan” daha üst bir evre olduğuna inanan ve şairleri (TRT 2 sohbetlerinden birinde Hilmi Yavuz’a dediği gibi) kendisinden üstün tutan hocam Oruç Aruoba’ya kulak kabartırsak, bir kadının hayatın özüne ilişkin birtakım saptamalarını gözünü karartıp söyleyivermesi; bir başka deyişle, haddi önceden belirlenmiş birinin haddini aşıp, bütün dünyaya “Ben çocuktan başka bir şeyler de yapabilirim” demek ister gibi “kendini ileri sürüvermesi” hem bir insan ihtiyacına ihanet etmemektir, hem de kadının olduğu kadar erkeğin de temkinli olmasını gerektiren bir durumdur. Evet, Çin işi, Japon işidir, bunu da yapan iki kişidir ama yine de döllenmeden sonra çocuğun anne bedeninde büyümesi ve çocuk doğurma edimini kadının yapabiliyor olmasının erkekte uyandırdığı haset de fallomorfik varoluş yapılanmasına bahanedir ki “erkek kadından üstündür” önermesi de haliyle anlaşılabilir bir tesellidir erkek için.
Başka bir yazımda da vurgulamıştım, yineliyorum, tarih kendini yetersiz hisseden erkeklerin tarihidir. Ekliyorum; bu gerçek, erkeğin iktidar savaşımının hayatın asal amacı olduğunu sanmasını ve saldırganlaşmasını da gerektirir. Tecavüz, cinayet, savaş, soykırım hep bu yüzden. Kutsal kitapların tamamı kadını aşağılamaktadır. Kadının yaradılış mitosu Adem’in kaburgalarından birinde başlamaktadır (İngilizce’de “woman” sözcüğünün “man” sözcüğünün bir türevi olduğu da İngilizce’nin de eril bir dil olduğunu kanıtlar.) Metis’in, Zeus’un kafasından çıktığını da biliriz. Yunan mitolojisinde Zeus’un erkek ve Coşkun’dan beter tecavüzcü oluşuna ne demeli? Kim yazmıştır bu mitosları? Önüne gelen her güzel kadına tecavüz eden bir Tanrıyı kadınlar uydurmamış olsa gerek. Fallomorfik belleği oluşturan bütün deyim, özdeyiş, atasözü dağarcığımızın, hatta burada tek tek değinemediğim masallar, söylenler, söylenceler belleğimizde oluşan kadın imgesinin hastalıklı arketipik yapılanmasının da ele verdiği gibi, Yunan ve Roma mitolojilerinden tutun da İlyada’yı yazan Homeros’a, psikiyatrinin temelini oluşturan Oedipus kompleksini başımıza bir çorap gibi ören Sophocles’e kadar, ya da Konfüçyüs’ten Balzac’a kadar birçok “kadirşinas” ve kalburüstü ürün ve beyin kadını elinin tersiyle itmiştir, varoluşlarına tehdit görmüştür ya da kadına toplum içinde bir yer bahşetmiştir. Nilgün Marmara’nın “gördürülmek” dediğinden benim anladığım budur. Osmanlı “Hâcegân” (hocalar) izin verdi de kadınlar mı istemedi “şakird” (katip olacak öğrenci) olmayı? Kadın katip var mıydı hiç? Katiplerin, uzun boylu “kapı gibi” gösterişli erkekler olmaları şart koşan Osmanlı “karı kısmına” iktidar yolunu açar mı hiç? Gel gör ki, görünürlük alanları dışında iktidarı perde arkasından elinde tutan kadınların, gözdelerin, Osmanlı “femme fatale” öyküleri her zaman daha çekicidir. “Du bakali n’olcek?” der izleyici. Bu bağlamda da kadının doğusu, batısı yoktur. Kadını ikincil gören bu hastalıklı ve vanilyalı bellek evrenseldir ve bu bellekte kadın, erkeğin bir tarafından, erkeğe göre varolmakta, erkekle ötekileşip ya da onunla yekpareleşerek beden ve anlam bulmaktadır. (Bedenin, zaten çok olan bir parçasının bütünden ayrılmasıyla pek bir şey yitirmeyeceği ile Zeno’nun pluralite paradoksları arasındaki ilişkiye kafa yormayı da size bırakıyorum.)
Ankara Üniversitesi’nde çoğunluğunu kız öğrencilerin oluşturduğu “Şiire Giriş” dersimde “Kadın şairlerimizden kimleri tanıyorsunuz?” diye sorduğumda, bir tek öğrencimden “Nilgün Marmara” yanıtı gelmişti. Bu öğrencim de Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’nın şiirlerini karşılaştıran makalemi okumuştu ve benim yaptığım işlerin sıkı bir takipçisi olduğunu belirterek gözüme girmeye çalışıyordu kuşkusuz. “Başka?” diye sorduğumda ise sınıf sessizliğe büründü, Nilgün Marmara’yı anan kız öğrencim de dahil. Benim gözüme girmeye çalışırken okuduğu makalemden sonra başka bir kadın şairin izini sürmemişti belli ki. Bunun üzerine, “Bir sonraki dersimize hepiniz kadın şairlerimizin bir listesini yapacaksınız” dedim. Gelen isimler arasında Ülkü Tamer ve Ece Ayhan da vardı. Bu da gösteriyor ki, tanıtımda kadın şairler geri bırakılmıştır. Kadınsallık sadece isimden çağrışımla gelmektedir öğrencinin aklına, o kişinin şiirini cinsiyetinden bağımsızca okuduğundan değil. Bellekte ya da insanlık tarihinin arketiplerinin oluşturduğu kolektif bilinçdışı/bilinçaltı içinde “kadın şairin” yeri (bu ifadeyi feministlerden özür dileyerek kullanıyorum, kullanmak zorundayım, çünkü şairleri cinsiyetlerinden bağımsız inceleyecek uygar bir zihniyet düzeyinde henüz değiliz, ne yazık ki) fallomorfik yapılanmış toplum içindeki kadının yerinden de bağımsız değil.
Kadına ya da erkeğe konan isimlere değinmek burada elzemse eğer, “Satılmış” isminin neden erkek çocuklara, “Yeter” isminin ise neden kız çocuklarına konduğunu da düşünmemiz gerekir. Çocuklarının bir bir öldüğüne üzülen anne babanın doğan erkek evladın adını “Satılmış” koymasının gerekçesi Kudret Emiroğlu’nun kitabındaki açıklamaya göre, o evladın azrail tarafından alınmaması isteğini vurgular. Satılmış bir evladı Azrail almasın istenmektedir. Oysa, birkaç kızdan sonra, bir daha kız olmasın diye konur “Yeter” ismi doğan kız çocuğuna. Olmazsa olmaz olan, erkek dölü müdür? Narsisizm, biz erkeklerin dölüne nasıl ve ne yolla bulaşmıştır? Başlangıcı kurcalayacaksak eğer, ben gene diyeceğim ki sebep yaradılış mitoslarının belleğe yazılışı sırasındaki hataların mutlak gerçeklermiş gibi benimsenişidir ve de tek mutlak gerçek ölüm yüzünden geliştirilen acizlik duygusu sonucu ortaya çıkan ölümsüzlük gereksinimidir.
Kadının aşağılanmasının neredeyse “doğallıkla” dilimize pelesenk olmasına örnekler arasında kadın şairlerin adlarını da gösterebiliriz. Kadın sanatçılar, erkek hegemonyasına karşı ad ya da kılık değiştirmek, dönüşmek zorunda kalmışlardır. Mary Anne Evans yerine George Eliot gibi. Emily Dickinson, Püriten ahlâkın hüküm sürdüğü Massachusetts eyaletinin Amherst kasabasındaki evinden ömrü boyunca hepi topu üç dört kez çıkmıştır ve özgürlüğü, engin ufukları bilinç şiirleri yazarak yaşamıştır. O da tıpkı Püriten şair Anne Bradstreet gibi hayattayken şiirlerini “Anonim” olarak yayımlatabilmiştir. Soyadı kanunundan önce şiir yazmış kadınlarımıza bakarsak adlarından sonra cinsiyeti belli etmek şartmış gibi görünmektedir: Hatun, Sultan, Hanım ekleri bu yüzden. (Mihri Hatun, Sıtki Hanım, Adile Sultan gibi.) Erkek sanatçılar da Bey (Hacı Arif Bey gibi) ya da Efendi eklerini kullanmışlardır (Yusuf Agah Efendi gibi, Ahmet Mithat Efendi gibi).
Seçkisinin önsözünde Bedihan Tamsöz de Cumhuriyet öncesinde şiir yazıp “yaratıcı” etkinliklerle uğraşan, uğraşma cesareti bulan kadınların hemen hepsinin daha özgür ve varsıl çevrelerin insanları olduklarına ve aile erkeklerinin paşa, kadı, vali vb. olduklarına dikkat çekmiş. (Sekiz çocuk doğurmuş Anne Bradstreet’in babası da kocası da eyalet valiliği yapmıştı) Kenan Akyüz’ün şeçkisi Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi (1860-1923) içindeki toplam kırk dokuz şairden sadece üçü kadın. “Şiir seçkilerinin çoğunda kadına kota uygulama zihniyetinin ardında ne olabilir?” diye düşününce de aklıma çeşitli nedenler geliyor. Bu nedenlerden bazılarına burada değinmeye çalışıyorum ki bu konuda insanoğlunun kendini başta doğa ve doğal fenomenler karşısında aciz hissetmesi sonucu ortaya atıverdiği yaradılış mitoslarının olduğunu da unutmayalım. Her şeyden önce, yaradılışın gizemine akıl erdirirken yazılan öykülerde aramak gerekir kadının değerinin ikincil duruşunun nedenleri. Kadının, erkekten sonra akla gelmesinin sebebi de budur. Freudiyen söylemde açıklarsak, erkek egosu önce kendisini anımsar.
Bütün bunlara ek olarak, ne paradokstur ki, şiirin sadece duygu meselesi olduğunu düşünür eril zihinli erkekler, hatta kadınlar. Şiirle şarkıyla uğraşmak kadın işidir, bu edim dişildir denir, ama kadınlar şiir yazdıklarında ortaya çıkan ürün “duygusal” bulunarak aşağılanır ya da yazınsal değeri tartışılır. Öte yandan, şiir yazma ediminde tanrısallığa yakın değerler de keşfedilmiştir ki bu değerlerinde eril erk ile denkliği tarih boyunca belleğimize, kolektif bilincimize mutlak bir doğruymuş gibi kazınmıştır ve bu yanlış, hatta riya da kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.
Kadının erkekle aşık atmaması için, başta ekonomik bağımsızlığa sahip olmaması sağlanır. Ev içinde söz sahibi olması için kadının dışarı çıkıp para kazanması gerektiği hep yüzüne vurulur. Erkek, kadının çalışmasını bu yüzden istemez. Anam da bu yüzden babamın cüzdanından para “çalardı.” Ben ev kadınlarının maaşa bağlanması gerektiği fikrini bunu gördüğüm zaman geliştirmiştim. Ostriker, Stealing the Language adlı kitabında kadının ben, benim, benimki, kendim gibi sözcükleri yapıtlarında sıklıkla kullanmalarının sebebini de böyle açıklar. Charlotte Perkins Gilman’ın “Sarı Duvarkağıdı” başlıklı öyküsünde hemen her tümcenin ben diye başlamasının nedeni de kadına dilde de yadsınan varoluş savaşımının göstergesidir. Bu durumda, erkeğin cüzdanından “çakmayacağı” kadar para çalmak ile eril dili çalmak arasındaki ilişkinin iktidar savaşımında düğümlendiğini göstermektedir. Kadını yüceltmek isteyen hakkaniyetçi bir erkeğin söze “Kadın olmasına karşın…” diye başlaması da bu yüzdendir.
Kadına bireyselliğini göze alamayış da dayatılıyor. Derslerde hep örnek gösteririm, Hırçın Kız oyunu Shakespeare’in sahnede görselliği, aksiyon şöleni açısından en çok ilgi gören oyunlarından biridir. Yücel Erten bu oyununda (ki özgün adı “Yellozu Evcilleştirmek”- tir/Taming the Shrew ve kadının baş kaldırmasının yanlışlığını ta başlığından vurgular) sahneye taşıdığında, Shakespeare metnini değiştirmek bir tabu olduğundan belki, kadının terbiye edilip evcilleştirilerek, erkeğe boyun eğmesine feminist bir yorum getirmişti ve erkeklerle aşık atan bu söz dinlemez hırçın kızın sahneden çıkarken bileklerini kesmesi izleyiciden büyük alkış almıştı. Bu da Kate Chopin’inki gibi belleğe, kadın erkekten bağımsız bir birey olmaya çalışırsa, yok olur önermesini destekleyen bir yorumdur. Bu yorumu Chopin gibi bir kadın yazar da, Erten gibi erkek bir yönetmen de akıl edebilmektedir. Niyedir bu romantik yok etme merakı? Kendini ortadan kaldıran “trajik bir yücelik” kazanacaktır ve izleyen de vah vah deyip merhume/meyyide’nin “kurbanlaştırılmasına” acıyarak tanıklık etmekten öte bir tepki gösteremeyecektir. Çünkü, yanlışa karşı yapılabilecek en devrimci başkaldırı kendini yok etmektir fikri sadece kadına değil erkeğe de aşılanmıştır. Uy ya da öl, ya da uy ya da ayıkla kendini.
Alien, yani o kötü, yani deccalin bir sureti o yaratık ki apokaliptik düşünceyi, felaket tellallığını örnekleyerek dünyamızın sonunu getirecektir, bunu yapabilmesi için kadının bedenine gereksinimi vardır. Şeytani olan kadını hep kullanır. Bu mitosa karşı çıkar gibi ve kollarını da İsa gibi açarak bir Alien üçlemesinden birinde fallik kadın Zigourney Weaver, içinden (karnından dışarı, vajinadan değil ki doğum doğal yollardan olmadığı için de doğan hayra alamet değildir iletisi vurgulanarak) yaratığın çıkışı sırasında kendisini feda ederek ateş kazanına atar bedenini. Her ana gibi o da fedakâr olmalıdır ve “çoğunluğun” hayrına kendini ortadan kaldırmayı göze alabilmelidir. Hırçın Kız’ın bileğini kestirmeyi akıl etmekle yaratık doğuracak kadının kendini ateşe bırakması, hatta Güneydoğu’da intihara zorlanan, ya da intihar süsü verilerek ortadan kaldırılan kadınlarımızın sonu bence hep aynı hastalıklı zihniyetin sonucudur.
Ortada bir kurtuluş savaşı vardır ama kadına hep “Ya İstiklal, ya Ölüm” demesi aşılanmaktadır. Oysa kadının “Ya İstiklal, ya İstiklal demesi gerekmektedir.” Bu anlayışın örneklerinin sonu gelmez: 20th Century Fox şirketini iflastan kurtaran film Butch Cassidy and Sundance Kidd’in kadın versiyonu kabul edilen Thelma&Louise’in finalinde de aynı hata yapılmıştır. Arabadaki iki kadının ölümde özgürlük için gaz pedalına basmaları üzerine hakkaniyetçi dedektif Harvey Keitel koşar ama yetişemez. Kurtarıcı da bir erkek oluyordu az kalsın.
Ötekinin varlığı şarttır. Öteki genel geçer ölçütlerde ikincil ya da “aşağılık” ise, diyelim kısa boyluysa, Saray Cücesi olarak bir işlevi vardır. Ona bakıp haline şükreder insanlar. Fazla uzun olmadıkça da genel geçer çoğunluğun, belirlenmiş güzelin parçası olmak mutluluğun birinci koşuludur. Aykırı olmak, dışlanmayı, horlanmayı da beraberinde getirecektir. Bu anlamda, bacaklarının arasında bir büllük olmayışı birinci sebeptir ki kadın da ötekidir. Erkeğin kendisini iyi hissetmesi için, iktidarını daim kılabilmesi için kadının varlığı, ötekiliği şarttır. Erk ya da yetke düzeni bu riya üzerine kurulu olduğundan, diğer cinsel kimlikler de nasibini alırlar ve “underground” etkinliklerde alırlar soluklarını. Eril, militarist, bağnaz bellek evrenin mutlak doğrularını yansıttığına inanarak replikasyon mitoslarına sarılıp belleğin hastalıklı ürünlerini yineler, yeniler, çeşitler, çoğaltır da çoğaltır. Kadın da Fatmagül Berktay’ın da belirlediği gibi, erkek egemenliği içinde kendine ait ve özgü bir kültür oluşturmuştur. Bu içindelik, haliyle erkekle, özellikle de babayla uğraşmayı da mesele edilmesini getirmiştir. Plath’ın Azalya patikasında babasının mezarını elektral elektral eşelemesi gibi. Sanatçının babayla uğraşması, bu eril, ataerkil bellekle de bir alıp veremediği olduğunu da gösterir.

“tarihin göstereni ölü baba mı?”
(Lale Müldür, s.141)

Mevzumuz kadın değil o zaman. Mevzumuz güç, iktidar, erk. Bu belleğin usul usul değişmekte olduğunu gözlemlemekteyim sevinçle. İsmail Dümbüllü’nün kavuğu bu yıl sesinin buğusuna vurulduğum fesleğen kadınlarımdan Hümeyra’ya verilecekmiş. Bu yılki Tüyap kitap fuarının zirvesinde de Gülten Akın vardı. “Ben bütün şiirlerimi ona versem de, o da bana sadece iki dizesini verse” demiş kendi şiirini Murathan Mungan şiiriyle kıyaslarken. Bu tevazunun “kadından şair olmaz” diyebilenlere bir ders olacağını ümit ederim. Yoksa, “erkekten adam olmaz” başlıklı başka bir yazıya ilham bulurum.
Değil mi ki öğrencim bir tek Nilgün Marmara’yı andı derste, “Şimdi ölü bir kirpiyim./Sen ölü bir insan.”(s.19) diyen Nilgün Marmara’yı, ben de onun Metinler’inden bir alıntı ile bitireyim bu yazımı:

“Göğünüzün genleşmesi dileği ve sevgiyle.” (s.11)


Kaynakça

Akyüz, Kenan. Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi (1860-1923). İstanbul: İnkılap Yayınevi, 1999.

Arkin, Marian & Barbara Schollar. Longman Anthology of World Literature by Women:1875-1975. New York: Longman, 1989.

Bardakçı, Murat. “Osmanlı’da devlet adamlığının ilk şartı, uzun boylu olmaktı” Hürriyet, 16 Ekim 2004. s. 35.

Berktay, Fatmagül. Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın. İstanbul: Metis, 2000.

Bingölçe, Filiz. Kadın Argosu Sözlüğü. İstanbul: Metis, 2001.

Emiroğlu, Kudret. Gündelik Hayatımızın Tarihi. Ankara: Dost Kitabevi, 2001.

Eradam, Yusuf. Ben’den Önce Tufan: Sylvia Plath ve Şiiri. Ankara: İmge, 1997.

____________. Vanilyalı İdeoloji: Küresel Bellek Üzerine Denemeler. İstanbul:Aykırı Yayın, 2004.

Ferruhzad, Furuğ-i. Bir Başka Doğuş. Çev. Hatice Gülcan Topkaya. İstanbul: Om, 2002.

________________. Yaralarım Aşktandır. Çev. Haşim Hüsrevşahi. İstanbul: Telos, 2002.

Ghiglieri, Michael P. Erkeğin Karanlık Yüzü. Çev. Ülgen Yıldız. Ankara: Phoenix, 2002.

Gürbilek, Nurdan. Kör Ayna, Kayıp Şark: Edebiyat ve Endişe. İstanbul:Metis, 2004.

Heath Anthology of American Literature, The.Vols. I & 2. New York: Heath, 1990.

Marmara, Nilgün. Metinler. İstanbul: Şiir Atı, 1990.

Müldür, Lale. Saatler/Geyikler. İstanbul:YKY, 2002.

Morgan, Robin. Ed. Sisterhood is Global: the International Women’s Movement Anthology. Bungay: Penguin books, 1985.

“Modern Zamanlarda Kadın”. Sanat Dünyamız. İstanbul: YKY, Sayı 63. Yaz, 1996.

Ostriker, A. S. Stealing the Language. London: The Women’s Press, 1986.

Sochen, June. Enduring Values. Women in Popular Culture. New York: Praeger, 1987.

Spender, Dale. Man Made Language. London: Routhledge & Kegan Paul, 1985.

Tamsöz, Bedihan. Osmanlıdan Günümüze Kadın Şairler Antolojisi. Ankara:Ayyıldız Yayınları, 1994.

Taylan, Cem. “A Poetry of Women: Aesthetics in Evolution”. Boğaziçi Üniversitesi
Beşeri Bilimler Dergisi, Vol 10, 1983. ss. 123-145.

Yeğenoğlu, Meyda. Sömürgeci Fantaziler: Oryantalist Söylemde Kültürel ve Cinsel Fark. İstanbul: Metis, 2003.


EKLER:

EK 1.
Kadın Şairlerimizden Bazıları:
(Adam Yayınlarından üç şiir kitabı bulunan Yeşim Salman dışındakiler B.Tamgöz’ün seçkisinde yer alan şairlerdir):
Zeynep Hatun, Mihri Hatun, Hubbi Hatun, Sıtki Hanım, Ani Hatun, Fitnat Hanım, Şeref Hanım, Sırri Hanım, Adile Sultan, Nakiye Hanım, Münire Hanım, Feride Hanım, Saniye Hanım, Fitnat Hanım, Leyla Saz Hanım, Mahşah Hanım, nigar Hanım, Makbule Leman Hanım, İhsan Raif Hanım, Yaşar Nezihe, Ayşe, Banu Hanım, Şukufe Nihal Başar, Halide Nusret Zorlutuna, İffet Halim Oruz, Fazıla Atabek, C. Meral Divitci, Rabia Hatun, Güzide Taranoğlu, Cavidan Tümerkan, Feriha Aktan, Müfide Güzin Anadol, Mualla Anıl, Muazzez Menemencioğlu, Nurten Çelebioğlu, Gülten Akın, Mübeccel İzmirli, Füruzan, Aysel Payaslı, Türkan İldeniz, Ülkü Uluırmak, Melisa Gürpınar, Sennur Sezer, Itır Gürdemirel, Gülseli İnal, Necla Işık, Zerrin Taşpınar, Şükran Kozalı, İnci Asena, Gülsüm Akyüz, Ayten Mutlu, Oya Uysal, Leyla Şahin, Lale Müldür, Cemile Çakır, Nilgün Marmara, Süheyla Taşçıer, Melda Akdenizli, Neşe Yaşın, Perihan Mağden, Ayşe Hülya Özzümrüt, Nur Bulum, Birhan Keskin, Esra Zeynep, Yeşim Salman.

EK 2.
Sisterhood Is Global’ın 31. sayfasından itibaren cinsel ayrımcılık güden alıntılar bulabilirsiniz. Bazıları şöyle:

Bilgi, erkeğin şanındandır; bilgiyi yadsımaksa kadının. (Çin Atasözü)

Kadının iyisine güven olmaz, kötüsüne yanaşılmaz. (Portekiz Atasözü)

Ne zaman bir kadın ölse, dünyada dırdır biraz daha azalır. (Alman Atasözü)

Kadın, çocukken babasına, gençliğinde kocasına, kocası öldükten sonra da oğullarına tabi olmalıdır. Kadın tabiyetten asla muaf tutulmamalıdır. (Hindu Code of Manu, V)

İyi bir ilke vardır düzeni, ışığı ve erkeği yaratan, ve bir de kötü ilke vardır kaosu, karanlığı ve kadını yaratan. (Pisagor)

Yeri göğü Yaradan O ki size çoğalalım diye karılarınızı, öküzü ve ineği vermiştir. Hiçbir şey onunla kıyaslanamaz. (Kur’an’ı Kerim)

Tanrı bütün canlıların şahı olarak Adem’i yarattı ama Havva her şeyi mahvetti. (Martin Luther)

Büyücülüğün kaynağı bedensel arzudur ki bu doymak bilmezlik kadında doğuştan vardır. (Kramer and Sprenger, Engizisyoncular/Malleus Maleficarum, c. 1486)

Kadınların eğitimi erkeklere göre olmalıdır. Erkeği memnun etmek, onlara yararlı olmak, onlar tarafından sevilmek ve şereflendirilmek, çocukken onları eğitmek, büyüdüklerinde onlara bakmak, yol göstermek, rahatlatmak ve hayatı onlar için daha tatlı ve yaşanılası kılmak olmalıdır… kadınların görevleri daima bunlar olmalıdır ve bu onlara çocukluklarından itibaren öğretilmelidir. (Jean Jacques Rousseau)

Kadının ahlâk algısı yoktur; kadın davranışlarında sevdiği erkekten medet umar. (La Bruyere)

Kadınların çoğu karaktersizdir. (Alexander Pope)

Kendi cinsiyetini sevip de tahammül edilebilir bir kadın hiç tanımadım. (Jonathan Swift)

Erkek tarlaya, kadın da ocağa;
Erkek kılıca sarıla, kadın da iğne ipliğe;
Erkek akla dayana, kadın duyguya;
Erkek emir vere, kadın itaat ede;
Yoksa ötesi döner keşmekeşe.
(Alfred, Lord Tennyson)


Tabiat kadınları bizim kölelerimiz olsunlar diye yaratmıştır….onlar bizim malımızdır; biz onların değil. Onlar bize aittir, tıpkı meyve veren ağacın bahçevana ait olması gibi. Kadınlar için eşitlik istemek ne delilik! Kadınlar bize çocuk üreten makinelerden başka bir şey değildirler. (Napolyon Bonaparte)

Duygularıyla değil de aklıyla davranan kadın toplumsal bir illettir; tutkulu ve şefkatli bir kadının bütün hataları bulunur onda, ama onun hiçbir meziyetine sahip değildir; acımasızdır, sevgisizdir, faziletsizdir, cinsiyetsizdir. (Honore de Balzac)

Kadınlar çok yeteneklidirler, ama onlardan dahi çıkmaz çünkü hep özneldirler. (Arthur Schopenhauer)

Kadınlara Özgürlük Hareketi’ni destekliyorum, sadece yatakta. (Abbie Hoffman)

Bana göre, erkeklerle aşık atmaya yüreklendirildiklerinde kadınların çoğu tahammül edilmez oluyor. (Dr. Benjamin M.Spock, Decent and Indecent)


VE Anglo-Sakson Hıristiyan Batı’dan bazı atasözleri ve erkek özlü sözleri:

Kadının yeri yuvasıdır.
Çalışan kadınlar kadınsı değildir.
Akıllı bir kadın beyni olduğunu asla belli etmez.
Kadınlar hep zorla elde edileni oynarlar.
Kadınlar gong gibidirler, onlara düzenli olarak vurmak gerekir.
Kadınlar, ırzlarına geçilmekten hoşlanırlar.
Kadınlar, hep bir şeyler için mızıldanırlar.
Kadın idareciler, iğdiş edici kaltaklardır.
“Canım, sen bunun için o güzel küçük kafanı yorma.”
“Bütün yaptığın bütün gün yemek ve temizlik yapıp yan gelip yatmak.”
Erkeği elinde tutamayan kadın, kadın değildir.
En iyi arkadaşlarımdan bazıları kadındır.


Bizdeki cinsel ayrımcılık güden deyim ve özdeyişlerden bazıları:

Kaşık düşmanı.
Saçı uzun aklı kısa.
Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.
Kız gibi (yepyeni, taze, henüz ellenmemiş, bozulmamış vb., anlamına)
Karı gibi (sırıtmak, gülmek, konuşmak, yürümek, saçını uzatmak, giyinmek vb.)
Erkek gibi cesur (vb erkeğe "yakışan sıfatlar"), maşallah!
Eksik etek.
Elinin hamuruyla erkek işine karışma!
Kadın başıyla...
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.
Ramazan pidesi.
Kız kurusu.
Kızını dövmeyen dizini döver
Kızını bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır.
Kadının yeri erkeğinin dizinin dibidir.

BÖLGE AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ VE DEYİMLER' den (Ankara: TDK Yayınları, 1969)

Anadan olur uşak, deveden olur köçek. (Isparta)
Anana sövenin yanına var, yonga yaranın yanına varma. (Balıkesir)
Anasına göre danası olur. (Giresun; Artvin; Amasya; Kırklareli)
Anesi çıhen ağace, kızı tal tal gezer. (Bitlis)
At ver dost ol, kız ver düşman ol. (Bor, Niğde)
Avrad boşayan topuğuna bakmaz. (Gaziantep)
Avradın ahmağı, sac ayağından çakmağı . (Malatya)
Avradın malı, eşeğin nalı. (Malatya)
Avradın iyisi nene, üzümün iyisi tene olur. (Gaziantep)
Avrat attır, gemini boş tutma. (Kars)
Avrat gayreti gütmemeli, er gayreti gütmeli. (İçel)
Avrat kıtlık bilmez, çoban yokluk bilmez. (Adana)
Avrat laz mı kalçalı, oğlan doğursun aslan pençeli. (Gaziantep)
Avrat nikâhla, tarla tapuyla zaptolunur. (Malatya)
Avrat vardır arpadan aş eder, avrat vardır bulguru keş eder. (Isparta)
Ay idi may (uyu) idi, kocam idi ya; çalı idi çırpı idi, evimin direğiydi ya. (Samsun; Çanakkale)
Er getiri, avrat yetiri. (Isparta)
Erkek eşek sıpa taşımaz. (Kıbrıs)
Erkek vefakâr, kadın cefakâr olmalı. (Isparta)
Erkeğin kıllısı (hazreti) Aliden, kadının kıllısı (hazreti) ayıdan. (Çankırı)
Erkeğin ölüsü, kadının dirisi. (Malatya)
Ersiz avrat, yensiz at. (Kars)
Ersiz avrat, yularsız at (eşek). (Van; Elazığ)
Eskimedik bez, gelin olmadık kız olmaz. (Afyon)
Eşeğin bozunu alma, arsızın kızını alma. (Isparta)
Kadında vefa, borçluda sefa aranmaz. (Isparta)
Kadından olursa evliya, sokma avluya. (Samsun)
Kadın döşeğinden, yiğit eşeğinden belli olur. (Isparta)
Kadın eşik dibinde değil, beşik dibinde belli olur. (Ankara)
Kadın gavurdur ama Müslüman anasıdır. (Isparta)
Kadın eri, peyniri deri saklar. (Artvin)
Kadını eve bağlayan altın şıkırtısı değil beşik gıcırtısıdır. (Fatsa, Ordu)
Kadın evinden, erkeği pirinden sorarlar. (Eskişehir)
Kadının kazdığı kuyudan su çıkmaz. (İçel)
Kadın kısmı kara yazılıdır. (Afyon)
Kadın kocasına göre baş bağlar. (Balıkesir)
Kadın kocasına, adam hocasına gülmez. (Samsun)
Kadının biri âlâ, ikisi beladır. (İzmir; Bolu)
Kadının uzun saçlısı, ineğin öküz başlısı. (Elazığ)
Kadın orospu olduktan sonra kapı dayak mı tutar. (Burdur)
Kadın yatakta, bebek beşikte sevilir. (Ankara)
Kahpe estirir (bozulup toplantıdan ayrılır), bir de ağlar bastırır. (Muğla)
Kahpe içeriden olunca kapı kilit tutmaz. (Afyon)
Kahpe söz, deli yas tutmaz. (Malatya)
Kahpenin kırk donu olurmuş, birini kendi giyer, ötekileri komşularına giydirirmiş. (İçel)
Kahpeye kahpe deme, heybesin üstüne atar. (Konya)
Kahpeyi gösteren pusattır (elbisedir). (Isparta)
Kahpeyi sattıran surattır. (Muğla)
Kancık it kapısında yiğitleşir. (Malatya)
Kancık yalanmadan erkek dolanmaz. (Adana; Gaziantep; Hatay)
Karı kesenin şıkırtısına, kedi ağzın şapırtısına bakar. (Eskişehir)
Karın çirkin ise gir ağla, çık ağla; karın güzel ise gir oyna, çık oyna. (Burdur)
Karını kayınına, paranı koynuna emanet et. (Kütahya)
Kaynana dinsiz, gelin dilsiz olur. (Bâlâ, Ankara)
Kız alan gözle bakmasın, kulak ile işitsin. (Gaziantep)
Kız anadan görmeden öğüt almaz. (Artvin)
Kız evladı onikisine bastı mı, ya ere ya yere. (Ordu)
Kızın var, sızın var. (Giresun; Malatya)
Koca karıyı sağ, komşu adamı var sever. (Malatya)
Koca koca can koca, dertlere derman koca. (Samsun)
Kocam gitti evim şaştı, kocam geldi evim taştı . (Ordu)
Kocasını denemeyen karı orospuluk edemez. (Giresun; Adana; Bolu)
Kocasız karı, beysiz arı. (Manyas, Balıkesir)
Oğlan büyür koç olur, kız büyür hiç olur. (Samsun)
Oğlanın karası para kesesi, kızın karası can tasası. (Denizli)
Oğlum olsun da ot kök olsun. (Samsun)
Oğlun var ise odaya, kızın var ise obaya koyma. (Ordu)


DEYİMLER

Analarını belleyip pabuçlarını ellerine tutuşturmak. (İçel)
Ana gezer, kız gezer; bu cehizi kim düzer. (Gaziantep; Afyon)
Ana kızına öğüt vermiş; kız, "Eşeğin sikine sinek konuyor" demiş. (Gaziantep)
Anam bacım (avradım) olsun. (Gaziantep)
Anam olsun ağız olmasın, babam olsun eve gelmesin. (Artvin)
Anam olsun, boğazı olmasın. (Gaziantep)
Avrat ağızlı. (İçel)
Erkeklik babamdan, kancıklık anamdan kaldı .(Burdur)
Kadın kulu olmak. (Malatya)
Karımadan kocadı, kullanmadan eskidi. (Ankara)



anasayfa/mainpage