Yüz Alınır/ Yusuf Eradam

8-19 Ağustos 2004, Kahramanlar/İzmir

(Sabahattin Umutlu’nun İzmir-Agora’da gördüğü
bir “estetiğe teşne” “Kaş, göz yapılır; yüz alınır!” duyurusundan mülhemdir.)

İstanbul’u arşınlamış kanlanmış terlenmişim,
Ankara’yı tapulayıp parsellemişim,
İzmir’in fesleğenlerinde erimişim de
Şambalisinde şehvet tazelemişim.
Adana’da kardan adam yapmaya bile
Kalkışmışım da havuç bulamamışım,
Yüzüme şart kömüre daralmışım,
Bun almışım, ensemde hançer beslemişim.
Agamemnon’un şifalı Asklepion bahçelerinde
Uykunun pençesine düşmüşüm.

“Aç gözünü,” dedi vanilyalı gökyüzü altında
Sesi kırık uçurumlar antolojisi kahin,
Bak dedi, bak şu tabelaya.”
Baktım: “Kaş, göz yapılır; yüz alınır!”

Dört büyük kentin yabancısı, seyyahıyım ben,
Hep yoldadır arsız yüzüm, uruspu kalbim,
Agora’da bu duyuru haberini alınca da
Umutlanmışım derman olur
Ferman dinlemeyen yüzüme diye.

Panteon’un kapısını çaldım haliyle.

Agora’nın marifetleri kendinden
Ve kendiliğinden mamûl estetisyen sakinleri
Ellediler uzun uzun yüzümü:

“Bu olmaz,” dedi birinci ses,
“Bu tutmaz,” dedi ikinci ses.

“Neyim ben, ebru muyum ki tutmayayım?”

“Bunun kaşı yok ki,” dedi birinci ses.
“Bunun gözü yok ki,” dedi diğer ses.

“E, kaş göz alınır, yüz yapılır diyordunuz hani,” diyecek oldum.

“Yenisini yapmak için eskisinin olması gerekir,” dedi
Elinde tırpana benzer bir alet sesi ile boşluğu tarayan üçüncü ses
“Gurban, senin yüzün yok ki alalım,” dedi.
“Sana yüz yapmayalım da esrar verelim, idare edersin.”
“Bunca zaman nasıl idare ettin bu kaşsız, gözsüz suratla sen ya?”


Utandım, çok utandım; öyle utandım ki
Bütün gücüm ellerime yürüdü,
Tırnaklarım büyüdü, büyüdü, X Man oldum,
Ellerim kalktı, tırnaklarım acımasızca yüzüme indi.
Agora sakinlerinin beğenmediği yüzümü
Yüzsüzlüğümü yırtıp attım suratımdan
“Vadaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!” diye haykırmışım.
Muzaffer edalı yepyeni bir yüz çıktı ortaya…
Suskunlaştı estetisyen sesler, ellediler gene yüzümü.

“Hah babo,” dedi tırpanlı ses
“Hah işte, bu yüz alınır,
Eskidir, çok eskimiştir ama olsun,
Bu yüz vitrine girer,
Vitrine giren de satılır.”

Hiç canımı yakmadan tırpanladılar
Yüzyıllardır vadaaaa’lanmış yüzümü.
Copy-paste ettiler kendilerine.

“Kaşım nasıl kaşım?” dedi birinci ses.
“Gözüm nasıl, yeni gözüm?” dedi ikinci ses.
“Yüzüm nasıl, yeni yüzüm ha?” diye bağırdı tırpanlı ses.

“Gurban, sen kendine yeni kaş, yeni göz,
Yepisyeni bir yüz daha vadaaaa’lattırırsın istersen.
Biz yüzyıllardır, kaşsız, gözsüz, yüzsüz idare ediyek.
Biraz da sen ara kendine yeni bir yüz.
Biz gidip keman neymiş onu göreceyik,
Simirna’nın Kordon’unda midye satacayık, su satacayık.
Hadi, kalasan sağlıcakla,” diyerek de sırtımı tapışladı.

Uyandığımda rüya niyetine anımsadığım
Bir sokak kedisinin gecenin bir ıssız kuytusuna
İnen “Pist pist!” seslenişim üzerine sokak lambası altında
Kendi gölgesini pataklayışı idi, öteki diye.

Uyandım; bir de ne göreyim:
Kaşımı, gözümü almış ehiller,
Yüzümü yüzümden sıyırıp almışlar,
Kör katil, yüzsüz katil koymuşlar adımı,
Panteon kapısını çalmayan cahil gözlere kalmışım.
Onlar da beni vitrine koyup
Ciğeri beş para etmezlere
Sapla samanı birbirine karıştıran tilki inciri diye,
Yaralı çocuklar pazarında
Balicilere ciğer hevenkleri yaptırtan memurlara
“Şiirdir” diye satmışlar.

POSTED BY IMLASIZ ARSIV AT 4:45 AM

 



anasayfa/mainpage